📅 Yayınlanma: 01.11.2025 12:51
Türkiye’de son üç ayda deprem kadar sarsıcı bir şey daha yaşandı: ekranlarda deprem şovları.
Her biri “uzman” etiketiyle çıkan konuşmacılar, Marmara’dan Balıkesir’e kadar felaket senaryoları üretiyor; “7.8 geliyor”, “sarsıntılar bitmedi” diyerek toplumu paniğe sürüklüyor.
Oysa ortada bilimsel veri değil, reyting hesapları var.
Bilim Sussun, Mikrofon Konuşsun!
Ağustos’tan bu yana neredeyse her gün, bir “deprem kahini” yeni bir tarih, yeni bir büyüklük paylaşıyor.
Kimisi “Balıkesir’in altı kaynıyor” diyor, kimisi “İstanbul ikiye bölünecek” manşeti atıyor.
Ama bu sözlerin hiçbirinin arkasında yayınlanmış bilimsel çalışma, hakemli makale ya da resmi analiz yok.
Sadece sesli tahminler, korku dolu grafikler ve izlenme sayısı rekorları.
Bir zamanlar akademi kürsüsünde sakin anlatan bilim insanları, artık stüdyoda spot ışıkları altında “gelecek felaketin tarihini” konuşuyor.
Bilimsel ölçüm mü? Yok.
Kamu yararı mı? Yok.
Ama izlenme var, prim var, reklam var.
AFAD ve Kandilli: “Tahmin Yok, Olasılık Var”
AFAD ve Kandilli Rasathanesi, defalarca duyurdu:
“Depremlerin yeri, zamanı ve büyüklüğü önceden tahmin edilemez.”
Ama ne fayda…
Bazı “ekran profesörleri” bu cümleyi duymazdan geliyor, halkın korkusunu yeni bir söylemle ateşliyor.
Bir kısmıysa sosyal medyada “özel kaynaklardan aldım” diyerek bilgi satar hale geldi.
Balıkesir ve Sındırgı Üzerinden Korku Ticareti
Ekim ayında Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen iki deprem sonrası, bölgede doğal artçılar devam ederken bazı yayınlarda “asıl deprem daha olmadı” yorumları paylaşıldı.
Ancak AFAD verileri açık: sarsıntılar artçı nitelikte ve olağan bir süreç.
Buna rağmen, korku dolu tahminler “sosyal medya içeriği”ne dönüştü.
Gerçekle ilgisi olmayan bu söylemler, bölge halkını gereksiz endişeye sürüklüyor.
7.8 Rakamını Kim Atıyor Ortaya?
Bazı isimler Marmara için “7.8 büyüklüğünde deprem” öngörüsünü sürekli tekrarlıyor.
Ancak jeoloji verilerine göre bu büyüklük, Marmara Denizi’nin segment yapısıyla uyuşmuyor.
7.8 büyüklüğünde bir kırılma için kesintisiz yüzlerce kilometrelik fay gerekir; Marmara’daki parçalı yapı buna uygun değil.
Yani bilim, bu rakama “gerçek dışı” diyor ama reyting buna “harika başlık” diyor.
Deprem Değil, Korku Ekonomisi
Deprem sonrasında en hızlı büyüyen şey artık inşaat sektörü değil, korku pazarı.
YouTube’da, X’te, televizyonlarda “yakında büyük deprem” diyen herkes birer içerik üreticisine dönüştü.
Gerçek sismologların, ölçümlerin, analizlerin sesi bu gürültüde kayboluyor.
Uzmanlar bile bu durumdan rahatsız:
“Bilim, halkı hazırlamak içindir. Korku satarak bilimi itibarsızlaştırmak hem ahlaka hem akademiye aykırıdır.”
Halk Ne Yapmalı?
- Resmî kaynaklara güvenin: AFAD ve Kandilli dışında açıklamalara şüpheyle yaklaşın.
- Tarih verenlere inanmayın: Çünkü bu mümkün değil.
- Hazırlıklı olun, ama panik yapmayın.
- Sorgulayın: “Kaynak nerede?” sorusu, korkudan daha güçlüdür.
Sonuç: Bilim Ciddiyet İster, Şov Kaldırmaz
Ekranlarda korku pompalayarak kahinlik yapanlar, bilimi halkın gözünde gülünç hale getiriyor.
Deprem, bu ülkenin gerçeği. Ama onu “reyting malzemesi” yapmak, her anlamda suçtur.
Bilim; bağırarak değil, ölçerek konuşur.
Artık mikrofonu biraz kapatmak, veriye kulak vermek gerekiyor.
Çünkü halkın ihtiyacı panik değil, doğru bilgi.
Ülkemizde çok değerli bilim insanları ve araştırmacılar var; elbette onları bu tablonun dışında tutmak gerekiyor.
Onlar gerçekten bilim üretiyor, çalışıyor, sahada veriye bakıyor.
Zaten asıl sorun da burada başlıyor: Bilim insanları değil, onları konuşturmaya çalışan medya düzeni.
Bilimsel verilerden tatmin olmayan program yapımcıları, “daha çarpıcı bir açıklama” baskısıyla bilim insanlarını adeta çıldırtma noktasına getiriyor.
Sorun deprem değil, bu “depremi bile içerik haline getiren” medya anlayışında.