📅 Yayınlanma: 04.10.2025 11:41
Geçen hafta bir kırtasiyenin önünden geçerken, elinde uzun bir listeyle telaşla kitap arayan bir anneye denk geldim. Yüzündeki yorgunluk, sadece sıcaktan değil belli ki… “Şunu bulamadım, şu yardımcı kitap kalmamış, öğretmen kesin isteyecek” diyordu yanındakine.
O an düşündüm: Eğitim dediğimiz şey bilgiye ulaşmak mı, yoksa tüketim listesi tamamlamak mı oldu?
Çocuk okula başlamadan önce veliler adeta bir yarışın içine giriyor. Kırtasiye listesi bir yana, her öğretmen ayrı bir kitap öneriyor. Kimisi “şu yayınevi olmazsa olmaz” diyor, diğeri “bu kaynakla çalışmazsak geride kalırız” diye ısrar ediyor. Peki bu işin ucu nereye kadar gidecek?
Bir Defter Yetmiyor Artık
Eskiden bir defter, bir kalem, bir silgi yeterdi. Şimdi her şey “set” halinde satılıyor. Matematik defteri ayrı, fen defteri ayrı, çizgili, kareli, noktalı, spiralli… Hatta “öğretmenin istediği marka” bile var artık. Bir veli geçen gün şöyle diyordu:
“Çocuğun çantası dolu ama ben cüzdanımı boşalttım.”
Üstelik okul açılmadan önce kırtasiyeye girip çıkmak bile cesaret işi olmuş durumda. Fiyatlar her ay değil, neredeyse her hafta değişiyor. Ucuzunu alayım desen, “kalitesiz” damgası yiyorsun. Pahalıyı alsan, bir sonraki ay aynı ürünün fiyatı ikiye katlanıyor.
Yardımcı Kitaplar mı, Ekonomik Yük mü?
Bir de “yardımcı kaynaklar” meselesi var ki, işin en tartışmalı kısmı.
Veliler kendi aralarında grup kurmuş; biri “şu kitapları buldum”, diğeri “şunlar yeni çıktı” diye haber veriyor. Çocuklar ise hâlâ aynı matematik işlemlerini yapıyor, aynı cümleleri kuruyor ama aile bütçesi her yıl biraz daha küçülüyor.
Oysa eğitim dediğimiz şey, yalnızca kitap sayısıyla ölçülmez. Önemli olan, o kitapların çocukta ne kadar merak uyandırdığı, ne kadar düşünmeye sevk ettiğidir. Ama ne yazık ki, sistem veliyi “ne kadar çok kitap alırsan o kadar iyi ebeveynsin” noktasına getirmiş durumda.
Okul Sadece Çocukların Değil, Velilerin de Sınavı
Her sene okul açıldığında sadece öğrenciler değil, veliler de sınava giriyor: Kimin çocuğu daha iyi hazırlanmış? Kimin çantası daha dolu? Kimin kitaplığı daha düzenli?
Yani yarış çocukların değil, büyüklerin dünyasında yaşanıyor.
Oysa çocuk, ödev defterinin kapağındaki çizgiye değil, içindeki hayale muhtaç. Ama biz o hayali renkli kaplarla, marka kalemlerle, “özel basım” kitaplarla örtüyoruz.
Öğretmenler de Çaresiz
Kimi zaman öğretmenler de bu döngünün içinde sıkışıyor. İyi niyetle “en faydalı kaynakları” önermek istiyorlar, ama farkında olmadan velilerin omzuna büyük bir yük biniyor. Bir öğretmen, “Ben istemesem veli alıyor, o da istemese sınıf arkadaşları almış oluyor” diyordu.
Yani kimse kötü niyetli değil ama sonuçta herkes aynı baskının içinde.
Bilgi, Parayla Ölçülmemeli
Eğitim bir hak, bir yarış değil.
Ama geldiğimiz noktada, adeta “eğitim ekonomisi” diye ayrı bir sektör doğdu.
Defter, kitap, kalem, test, deneme…
Sanki çocuğun başarısı değil, velinin maddi gücü ölçülüyor.
Bir anne şöyle demişti geçenlerde:
“Okula kayıt yaptırdık ama hâlâ bitmedi. Her hafta yeni bir liste geliyor.”
İşte en acı cümle buydu. Bitmiyor… Gerçekten bitmiyor. Çünkü eğitim, olması gerektiği gibi sadeleşeceğine, giderek daha çok tüketimle iç içe geçiyor.
Son Söz: Listeyi Değil, Hayali Tamamlayalım
Benim derdim ne öğretmenle ne okulla. Elbette çocuklarımız en iyi eğitimi alsın, en kaliteli kitapları okusun. Ama bir ricam var:
Her şeyin bir sınırı olmalı.
Eğitim, çocuklarımızın sırtında ağır bir çanta değil; zihinlerinde hafif bir merak olmalı. Yoksa biz çantaları doldurdukça, belki de onların hayallerini boşaltıyoruz.