📅 Yayınlanma: 01.11.2025 12:13
Sudan’da 2023’ten bu yana süren iç savaş, son haftalarda tarihin en kanlı dönemlerinden birine dönüştü. Ülkenin batısındaki Darfur bölgesi merkezli çatışmalarda, Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki savaş, 15 gün içinde binlerce sivilin ölümüne yol açtı. Özellikle El-Faşir (El Fasher) kentinin RSF kontrolüne geçmesiyle birlikte “etnik temizlik” iddiaları gündeme geldi.
El-Faşir’in Düşüşü: Kuşatma, Çöküş ve Sonrası
Darfur’un başkenti konumundaki El-Faşir, aylar süren kuşatmanın ardından 26 Ekim 2025 civarında RSF güçlerinin eline geçti. Bu gelişme, Sudan ordusunun bölgedeki son büyük kalesinin de düşmesi anlamına geliyor.
Uluslararası insan hakları kuruluşları, şehrin alınmasının hemen ardından binlerce sivilin öldürüldüğünü, hastanelerin basıldığını ve toplu infazların yaşandığını raporladı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), RSF’nin sağlık tesislerine saldırdığını, yüzlerce hasta ve sağlık çalışanının hayatını kaybettiğini açıkladı.
BM İnsan Hakları Ofisi (OHCHR) ise, RSF’nin sivillere yönelik “korkunç ihlaller” yaptığını belirterek toplu infazlar, cinsel şiddet ve yağmalama olaylarını gündeme taşıdı. Uydu görüntülerinde tespit edilen toplu mezarlar, “Darfur’un yeniden alevlenen bir soykırımla karşı karşıya olduğu” yorumlarına neden oldu.
Etnik Gerilim Yeniden Alevlendi
Saldırıların büyük bölümü, Zaghawa ve Masalit gibi Arap olmayan etnik grupları hedef aldı. Bu durum, 2003 Darfur soykırımını hatırlatıyor.
ABD ve bazı uluslararası gözlemciler, son gelişmeleri “soykırım boyutuna ulaşan etnik temizlik” olarak nitelendiriyor. Ancak bağımsız soruşturmalar henüz tamamlanmadı.
RSF içinde yer alan bazı komutanların sivillere yönelik emir verdiği görüntüler sosyal medyaya yansıdı. “Abu Lulu” isimli bir saha komutanının binlerce sivilin ölümünden sorumlu olduğu iddia edilirken, RSF’nin bu kişiyi tutukladığı duyuruldu. Fakat insan hakları grupları bu adımı “uluslararası tepkiyi yumuşatma girişimi” olarak değerlendiriyor.
BAE Üzerindeki Baskı Artıyor
RSF’nin silah, zırhlı araç ve insansız hava araçlarını Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) temin ettiği yönündeki iddialar, diplomatik gerginliği artırdı.
Uluslararası raporlarda, BAE’nin Çad ve Somali üzerinden RSF’ye destek sağladığı, hatta altın ticaretiyle örgüte finansman aktardığı öne sürülüyor. Bu durumun BM silah ambargosunu ihlal anlamına gelebileceği belirtiliyor.
BAE ise iddiaları tamamen reddediyor ve çatışmaya taraf olmadığını savunuyor. RSF de bazı mensuplarını “insan hakları ihlali” gerekçesiyle gözaltına aldığını açıkladı. Ancak bu açıklamalar, birçok gözlemci tarafından “algı yönetimi” olarak değerlendiriliyor. Konu ile alakalı olarak GZT’nin videosu’na bakabilirsiniz…
Vekalet Savaşı mı?
Uzmanlara göre Sudan’daki çatışma yalnızca bir iç savaş değil; aynı zamanda Afrika’nın en zengin altın madenleri üzerinde yürütülen bir vekalet savaşı.
RSF’nin kontrolündeki altın yataklarının gelirinin, son on yılda BAE merkezli ticaret ağlarına aktarıldığı öne sürülüyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü verilerine göre, son 10 yılda BAE’ye 115 milyar dolar değerinde işlenmemiş Sudan altını girdi ve bu ticaretin önemli kısmı kayıt dışı gerçekleşti.
İnsani Felaket Derinleşiyor
El-Faşir’de yaklaşık 400.000 sivilin kuşatma altında kaldığı bildiriliyor. Kentte gıda, ilaç ve temiz su neredeyse tükendi.
BM İnsani Yardım Ofisi (OCHA), son 14 ayda ülkede 3.000’den fazla kolera ölümü rapor ettiğini açıkladı. Son günlerde ise çocuk ölümlerinin açlık ve susuzluktan arttığı bildiriliyor.
Sosyal medyada paylaşılan görüntüler, RSF üyelerinin sivillere kötü muamelede bulunduğunu gösteriyor. Uluslararası Af Örgütü, bu videoların doğrulanması için çağrıda bulundu.
Cinsel Şiddet ve İşkence İddiaları
Darfur genelinde kadınlara yönelik cinsel şiddet raporları artıyor. RSF komutanlarının bu eylemleri “savaş ganimeti” olarak gördükleri iddia ediliyor.
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), bu durumun sistematik hale geldiğini belirterek bağımsız soruşturma talep etti.
Uluslararası Tepkiler
BM Güvenlik Konseyi, Ekim sonunda acil oturum düzenledi ve ateşkes çağrısında bulundu.
Mısır ve Suudi Arabistan, RSF’nin saldırılarını açıkça kınadı; ancak BAE’nin sessizliği dikkat çekti.
Batılı ülkelerden gelen yaptırım çağrıları artarken, bölgesel aktörlerin sessizliği uluslararası kamuoyunda “yeni bir Ruanda sendromu” uyarılarına yol açtı.
Özetlersek;
Sudan’da son 15 günde yaşananlar, uluslararası toplumun gözleri önünde gerçekleşen bir insani felakete dönüşmüş durumda.
El-Faşir’in düşmesiyle birlikte binlerce sivilin yaşamını yitirdiği iddiaları, Birleşmiş Milletler ve insan hakları kuruluşları tarafından araştırılıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin RSF’ye verdiği öne sürülen destek, hem bölgesel güç dengelerini hem de uluslararası hukuk normlarını tartışmaya açıyor.
Uzmanlar, Sudan’daki savaşın sadece ülke içi bir kriz olmadığını, Afrika’nın kaynaklarına ve siyasi geleceğine dair daha geniş bir vekalet mücadelesi haline geldiğini vurguluyor.
Not: Bu haber metninde yer alan tüm bilgiler, farklı uluslararası ajans, insan hakları örgütü ve açık kaynaklı analizlerden derlenmiştir. Bazı iddialar resmi kurumlarca doğrulanmadığı için “kesin” olarak değerlendirilmemelidir.