📅 Yayınlanma: 14.10.2025 12:47
Ben, yaklaşık 25-30 metrekarelik bahçeme bir şeyler ekip, onlarla meşgul olmaktan keyif alıyorum.
Dalından birkaç domates, birkaç da biber toplamak, beni fazlasıyla mutlu ederken; kendi emeğimin karşılığı olan ıspanakla yapılan böreğin tadı bir başka geliyor.
Toprağa dokunmanın, bir tohumu yeşertmenin huzurunu anlatmaya gerek yok…
Ama kediler olmasa…
Hemen linçlemeyin.
Önce “kediler olmasa” derken neyi kast ettiğimi bir okuyun.
Bahçeli Evin Gerçeği: Ortak Alan, Ortak Misafir
Bahçeli bir eviniz varsa, sokak kedilerinin orayı oyun alanı, gölgelik veya barınak yapması kaçınılmaz.
Buna eyvallah. Doğanın içinde yaşıyorsanız, doğa da sizinle yaşar zaten.
Ancak yan komşularınızın attığı el büyüklüğünde et parçaları, yemek artıkları, ya da “aç kalmasın garipler” diyerek, sevap da umarak duygusallıkla savrulan fazlalıklar, kediler için bir tür açık büfe oluşturuyor.
O yiyecekler kedileri çekiyor, kediler de benim bahçeye geliyor.
Ve ne yazık ki, onların karın tokluğu benim emeğimin yoksunluğuna dönüşüyor.
Yan bahçede beslendikleri için sayıları her geçen gün artıyor.
Palazlanan kediler, “tuvalet” ihtiyaçlarını nedense hep benim ıspanak, roka, tere ve pazıların bulunduğu alanda gideriyorlar.
Bahçenin bir kenarına sırf bu işe çözüm olur diye toprak dolu bir küvet bile koydum.
Ama yok…
Kediler bildiğini okuyor.
İyi Niyet, Bazen Sınır İhlalidir
Ben kimseye “kedi besleme” demiyorum.
Sadece nasıl beslediğimizi sorguluyorum.
İyi niyet, denetimsiz olduğunda bazen sorun üretir.
Bir cana yardım ederken, başka bir canın yaşam alanını bozmak; doğrudan olmasa da dolaylı bir haksızlıktır.
Kediler de insanlar da toprak da denge ister.
Bu dengeyi bozan şey ise çoğu zaman “fazla merhamet” adı altında yapılan kontrolsüz davranışlardır.
Bir avuç ıspanağı korumak için savaş vermek tuhaf gelebilir.
Ama aslında mesele ıspanak değil, emek.
Emeğe saygı duymadığımız her yerde, bir şeyler çürümeye başlıyor; bazen köklerinden, bazen vicdanlardan.
Bahçenin Sessiz Dersi
Toprakla uğraşmak, insana sabrı öğretir.
Ama bu sabır sonsuz değildir.
Bir yandan kedilerin keyifli koşuşturmalarını izlerken, bir yandan o toprağın altına emek gömmek…
Bir süre sonra insana şunu düşündürüyor:
“Biz gerçekten doğayla uyum içinde mi yaşıyoruz, yoksa onu kendi keyfimize göre mi şekillendiriyoruz?”
Kediler, aslında bu sorunun cevabını veriyor.
Onlar bildiğini okuyor, çünkü doğanın dili bu: İnsanın çizdiği sınırları tanımamak.
Ama insan, kendi çizdiği sınırların içinde kaybolmuş durumda.
Son Söz Yerine
Belki de çözüm, kedilerde değil, bizdedir.
Çünkü biz her konuda olduğu gibi burada da ölçüyü kaçırıyoruz.
Biraz sevgi iyi gelirken, fazlası çevresine zarar veriyor.
Ben yine bahçeme çıkacağım.
Yine birkaç ıspanak fidesi ekeceğim, birkaç roka tohumu serpeceğim.
Belki yine kediler kazacak, belki yine emeğim heba olacak.
Ama o toprağa dokunmaya, orada bir yaşamı yeşertmeye devam edeceğim.
Sadece bu kez, bir farkla…
Bahçeme değil, önce insan doğasına çit çekmeyi deneyeceğim.
Olmadı, 25-30 tavuk alıp, bahçeye salacağım, sonra da etraftan gelen serzenişlere kulağımı tıkayacağım.