Bu Başarıdan Kim Rahatsız?

3 Dk. Okuma Süresi

Türkiye, savunma sanayii tarihinde son beş yılda eşine az rastlanır bir sıçrama ve başarı gerçekleştirdi. Tabancadan balistik füzelere, akıllı mühimmatlardan 5. nesil savaş uçağına uzanan bu tablo, artık sadece bir iddia değil; sahada karşılığı olan somut bir gerçeklik.

Kaan gökyüzüyle buluşuyor, Kızılelma insansız havacılık doktrinlerini değiştiriyor, Akıncı sınır ötesinde oyun kuruyor. Bunlar hamasi ifadeler değil; dünyanın saygın savunma yayınlarında yer bulan, teknik verilerle desteklenmiş gelişmeler.

Ama ne hikmetse, bu projeler irtifa kazandıkça içerideki bazı zihinlerde irtifa kaybeden bir şeyler oluyor.

Teknik Bir Eleştiri mi, Psikolojik Bir Refleks mi?

Bir kesim var ki, bu ülkenin mühendislerinin ortaya koyduğu her projeye koşullu bir refleksle “küçümseme” penceresinden bakıyor.
Kaan pistten teker kestiğinde, onların içindeki “Biz yapamayız” ezberi yere çakılıyor sanki. Yıllarca zihni dolduran o çaresizlik duvarı çatladıkça huzursuz oluyorlar.

Bu yüzden en kolay limana sığınıyorlar: İnkâr ve istihza.

Hayatında kaput açmamış, piston ile krank milini ayırt edemeyecek insanların jet motoru termodinamiği üzerine “uzman” edasıyla konuşması artık trajikomik bir tabloya dönüştü.

“Motor yerli mi?”, “Parça nereden geliyor?” elbette meşru sorular.
Fakat bu soruların çoğu, teknik meraktan değil, başarıyı gölgelemek isteyen bir kompleks patlamasından besleniyor.

Mesele Teknoloji Değil, Özgüven

Bu zümre için Kızılelma’nın testleri “bilgisayar oyunu”, Akıncı’nın başarısı “abartı”, Kaan’ın uçuşu “montajdan ibaret”.
Çünkü gerçeği kabul etmek zorunda kalırlarsa yıllardır konfor alanı haline gelmiş “Batı yapar, biz bakarız” ezberi çökecek.

Kaan’ın pistte bıraktığı gölge bazı yüzlerde ekşime yaratıyorsa, bunun nedeni teknik şüphecilik değildir.
Bu, millî özgüven eksikliğidir.
Bu ülkede kendi başarısından rahatsız olan bir zümrenin varlığı, mühendislikten çok toplumsal psikolojinin konusudur.

Emek Verenler ve Yorum Yapanlar

Türkiye bu noktaya kolay gelmedi.
Gece gündüz hangarlarda sabahlayan, test uçuşlarında risk alan, sahada hataları omuzlayan binlerce isimsiz emekçi var.

Bir tarafta “vidaları sıkan” mühendislerin alın teri, diğer tarafta “klavye başında” hayatı yorumlayanların hafifliği…

Bu iki dünyanın arasında uçurum var. Birinde üretmenin sancısı ve onuru, diğerinde ise tüketmenin ve eleştirmenin dayanılmaz hafifliği hüküm sürüyor.

Sonuç; Kervan Yürüyor

Savunma sanayiindeki bu hamleler, Türkiye’nin dış politikada elini güçlendiren stratejik bağımsızlık adımlarıdır.
Bu mesele siyaset üstüdür; bu topraklarda yaşayan herkesin ortak paydasıdır.

Bugün bu projelere dudak bükenler, yarın aynı projelerin sağladığı güvenlik şemsiyesi altında yaşamaya devam edecekler.
Varsın “yapamazsınız” demeye devam etsinler.

Tarih, klavye başında “olmaz” diyenleri değil, o imkansız denilen projeleri gökyüzüne kazıyanları yazacak.

Sonuç olarak; Üretenler yoluna devam ediyor.

Bu İçeriği Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir