BM Gerçekten Gerekli Bir Kurum mu?

5 Dk. Okuma Süresi

ABD Başkanı Donald Trump, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Birleşmiş Milletler’i adeta topa tuttu. Trump’a göre BM, savaşları önlemek bir yana dursun, göçmen fonlarıyla Batı ülkelerine “saldırı” düzenleyen bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Bu sözler aşırı bulunabilir, ancak BM’nin son yıllardaki performansına bakıldığında, kurumun geleceği üzerine haklı sorular doğuyor.

Trump’ın Sert Çıkışı: “BM hiçbir işe yaramıyor”

Trump, konuşmasında kendisinin sonlandırdığını iddia ettiği İsrail–İran ve Pakistan–Hindistan gerilimlerinde BM’nin ortada olmadığını söyledi. Ayrıca, “sert mektuplar gönderip” bürokrasi içinde kaybolan bir kurumun, 21. yüzyılın krizlerini çözme kapasitesi olmadığını vurguladı. ABD Başkanı’nın bu çıkışı, aslında birçok ülkenin kulislerde dile getirdiği eleştirilerin sahneye taşınmış haliydi.

Trump’ın hedef aldığı konulardan biri de göç politikalarıydı. Ona göre BM, insani yardım adı altında göçü finanse ediyor ve Batı ülkelerini zora sokuyor. Bu bakış açısı tartışmalı olsa da, BM’nin göçmen krizlerindeki rolü uzun süredir eleştiri konusu. Avrupa ve ABD’de yükselen popülist siyasetin BM’ye yüklenmesinin nedeni de bu.

Başarılar Var Ama Yetmiyor

BM’nin hiç mi olumlu rolü yok? Elbette var. 2015 Paris İklim Anlaşması, yüzlerce ülkenin emisyon azaltma taahhütlerini bir araya getirdi. Ancak bu anlaşma da tartışmalardan azade değil. Pek çok insan, anlaşmanın büyük şirketlerin ve Batılı ülkelerin çıkarlarına hizmet ettiğini, gelişmekte olan ülkeleri baskı altında bıraktığını öne sürüyor. Bazı kesimler, iklim gündeminin küresel bir “yönlendirme aracı” olarak kullanıldığına dair komplo teorilerini dillendiriyor.

Eleştirmenlere göre, Paris Anlaşması kâğıt üzerinde büyük bir adım olsa da, gerçekçi yaptırımlar ve bağlayıcı mekanizmalar eksik. Küresel emisyonlar hâlâ artmaya devam ederken, BM’nin çevre politikaları da “göstermelik” olmakla suçlanıyor.

Veto Felci ve Çifte Standartlar

BM’nin en büyük handikapı, Güvenlik Konseyi vetoları. Rusya, Ukrayna ve Suriye dosyalarında; ABD ise Gazze konusunda çözüm girişimlerini engelledi. Sonuç: milyonlarca sivilin hayatına mal olan savaşlara karşı BM eli kolu bağlı kaldı. Bu durum, kurumun “küresel barışın güvencesi” iddiasını ağır biçimde sorgulatıyor.

Gazze ve Filistin Krizi: BM’nin Sessizliği

BM’nin son yıllarda en fazla eleştirildiği dosyalardan biri de Gazze oldu. İsrail’in 2023–2025 arasında artan saldırılarında binlerce sivil hayatını kaybetti. Ancak Güvenlik Konseyi’nde ABD vetosu nedeniyle İsrail’e yönelik bağlayıcı bir adım atılamadı. Genel Kurul’da alınan kararlar ise tavsiye niteliğinde kaldı.

İnsani yardım kuruluşları, Gazze’deki insani felaketin önlenmesinde BM’nin etkisiz kaldığını, milyonlarca insanın temiz su, gıda ve ilaç erişiminde yalnız bırakıldığını vurguluyor. Bu durum, kurumun “uluslararası barışı ve güvenliği koruma” misyonunun en kritik sınavlarından birinde başarısız olduğu yorumlarına yol açıyor.

Bürokrasi ve Skandallar

Barış gücü askerlerinin cinsel istismar vakaları, Ebola’ya gecikmeli müdahale, yüksek bütçeli ama düşük verimli projeler… BM, sık sık kendi içinden çıkan krizlerle anılıyor. Kurumun yıllık yüz milyarlarca dolarlık bütçesi, “bu kaynaklar gerçekten nereye gidiyor?” sorusunu beraberinde getiriyor.

İkiyüzlülükten Ziyade Gerçekleri Konuşmalı

BM’nin en büyük sorunlarından biri de, üyelerin çoğunun kriz anlarında gerçekleri açıkça dile getirmemesi. Kimi ülkeler, büyük güçlerin gölgesinde hareket ediyor; kimileri ise kendi siyasi çıkarlarını korumak için üstü kapalı açıklamalar yapıyor. Bu tavır, kurumu etkisiz hale getiriyor ve BM’yi “havanda su dövmekle” suçlanır duruma getiriyor.

Oysa BM’nin işlevini yerine getirebilmesi için, üye ülkelerin cesur davranması gerekiyor. Az sayıda ülke, kritik meselelerde doğrudan tavır alıyor. Bunlardan biri de Türkiye. Özellikle insani krizler, askeri müdahaleler ve soykırım iddiaları söz konusu olduğunda Türkiye’nin açık ve net tavır sergilemesi dikkat çekiyor.

Eğer diğer ülkeler de benzer şekilde gerçekleri dillendirme cesareti göstermezse, BM toplantıları sadece bürokratik bir tiyatroya dönüşür. Kağıt üzerindeki kararlar ise sahada hiçbir etki yaratmaz.

Gerçekten Alternatifsiz mi?

BM’nin en büyük avantajı, halen dünyadaki tek evrensel diplomasi platformu olması. Ancak tek olması, başarılı olduğu anlamına gelmiyor. Reform çağrıları yıllardır yineleniyor ama somut ilerleme sağlanamıyor. Güvenlik Konseyi’nin yapısının değiştirilmesi, veto mekanizmasının sınırlandırılması ve gelişmekte olan ülkelerin daha fazla temsil edilmesi gibi öneriler hâlâ masada.

Trump’ın çıkışı, belki fazlasıyla sivriydi ama şunu hatırlattı: BM bugünkü haliyle ne savaşları durdurabiliyor, ne de küresel sorunlara hızlı çözüm üretebiliyor. Başarıları inkâr edilemez ama asıl sorun şu: Eğer BM bu haliyle devam ederse, küresel krizlerde ne işe yaradığı sorgulanmaya devam edecektir.

Bu İçeriği Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir