Vatandaşlık Maaşı Tartışmasına Bir Bakış

Yazar
İrfan Duroğlu
Yazılarında eleştirel ama çözüm odaklı bir yaklaşım sergileyerek sorunlara yapıcı öneriler getiren İrfan Duroğlu, gündeme odaklanırken, halkın duyarlılıklarını gözetip, empati temelli bakış açısından ödün vermez.
4 Dk. Okuma Süresi

Son günlerde siyasetin de sokakların da diline dolanan yeni bir mevzumuz var: “Vatandaşlık Maaşı.”

Ne olduğuna dair net bir çerçeve yok ama anlatılan şu: Geliri asgari ücretin altında olan hanelere devlet destek verecekmiş.

Bir kısmı bu haberi duyunca sevinmiş, bir kısmı şaşırmış, bir kısmı da “Nihayet bir şeyler yapılıyor” demiş. Ama asıl mesele, bu uygulamanın kendisinde değil; bu ülkede kimlerin hak ettiği halde hâlâ hak ettiğini alamadığı gerçeğinde saklı.

Çünkü anlatılan öyle bir tablo ki, sanki bu memlekette herkes hak ettiğini almış da sıra ihtiyaç sahiplerine gelmiş gibi…

Emeklinin Ömrüne Sığan Prim Günleri, Bir Aylığa Sığmıyor

Bugün bir emekli, 8-9 bin gün prim ödediğinde takvim yaprakları bir ömrü devirmiş oluyor. Ama devletin ona layık gördüğü maaş: 16 bin 881 TL.

Hani şu market arabasını yarı doldurunca bile yetmeyen para…
Hani ay ortası gelmeden buhar olan maaş…
Hani “asgari yaşam” değil “asgari hayatta kalma” olarak bile zor tanımlanan rakam…

Evet, o maaş.

Şimdi bir düşünelim. Hak ettiğini alamayan 14 milyon insan dururken, “destek” adı altında atılan bir adımın toplumsal vicdanda nasıl yankı bulmasını bekliyoruz?

Açlık Sınırı 28 Bin, Asgari Ücret 22 Bin… Matematik mi Bu?

Bir ülkenin ekonomik fotoğrafını en iyi özetleyen şey, insanların mutfakla kurduğu ilişkidir.
Bugün Türkiye’de açıklanan açlık sınırı 28.412 TL.
Asgari ücret 22.104 TL.

Bu ne demek biliyor musunuz?
Bu ülkenin çalışan nüfusunun neredeyse yarısının, daha baştan açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilmesi demek.

Ama biz bunun yerine ne konuşuyoruz?
Vatandaşlık Maaşı.

Sanki önce birileri insanca yaşama standardını kurmuş da şimdi üstüne sosyal destek ekleniyormuş gibi…

Sosyal Devlet Önce Görevini Yapacak

Elbette sosyal devlet, zor durumda olana el uzatacak, vatandaşını sahipsiz bırakmayacak. Buna kim karşı çıkar?
Ama sosyal devletin temeli adalet üzerine kurulur.

Adalet neyle sağlanır?

  • Emekliye insan gibi maaş vermekle.
  • Asgari ücreti gerçek bir “gelir” seviyesine taşımakla.
  • Çalışanla çalışmayanı, üretenle tüketeni, alın teri dökenle dökmeyeni doğru dengelemekle.

Destek politikası elbette olmalı. Ama onun adı destek olur.
Önce hak edenin hakkını vereceksin.
Sonra ihtiyacı olana destek sağlayacaksın.
Sırayı ters çevirdiğinde işin adı destek falan olmaz; vicdan açığı kapatma çabası olur.

Hak Yemekten Daha Ağır Bir Şey Varsa, O da Hak Geciktirmektir

Bugün Türkiye’de kimse devletin yardım yapmasına karşı çıkmıyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki milyonlarca insan zor durumda. Ama insanlar şu soruyu soruyor:

“Ben 30 yıl çalışıp 9 bin gün prim öderken, bugün neden hayata tutunamıyorum?”

Bu sorunun cevabını almadan, kimse yeni bir projeye gözü kapalı inanmaz.
Çünkü toplumun kalbi, adalet algısı zedelendiğinde çarpmayı ağırdan alır. Güven kaybolur.

Velhasıl…

Bu ülkede çözüm basit:

Önce hak sahibine hakkını vereceksin.

Emeklisine insanca yaşayacak maaş vereceksin.
Çalışanına açlık sınırının altında bir ücret dayatmayacaksın.
Üretenin alın terini değerli kılacaksın.

Sonra ihtiyacı olana destek olursun.
O destek, işte o zaman sosyal devletin gururudur.
Aksi halde, bir gün bu dünyanın hesabını veremeyeceğin gibi, öbür dünya için de sağlam bir borç listesi yazılır.

Bu İçeriği Paylaş
Takip Et
Yazılarında eleştirel ama çözüm odaklı bir yaklaşım sergileyerek sorunlara yapıcı öneriler getiren İrfan Duroğlu, gündeme odaklanırken, halkın duyarlılıklarını gözetip, empati temelli bakış açısından ödün vermez.
1 Yorum
  • Sanki,vatandaşlık verdikleri geri dönmesinler diye destekleriz biz sizi der gibi algilıyorum bu olayı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir