📅 Yayınlanma: 05.10.2025 10:00
10 Ağustos akşam saatleri Balıkesir’in Sındırgı ilçesi 6,1’lik bir sarsıntıyla hareketlendi. Ardından gelen binlerce artçıyla birlikte yerin altındaki hareketlilik durmadı. Ancak asıl durmayan, belki de yıllardır süregelen bir başka hareketlilik olan ‘Depreme Hazırlıksızlıkla Yüzleşme Korkusu.’
Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Balıkesir’de de deprem, her yaşandığında birkaç gün hatta saat, konuşulup unutulan bir konu olmaya devam ediyor. Televizyonlarda “kentsel dönüşüm” tabelaları parlar, açıklamalar yapılır, ardından beton sessizliği yeniden hükmünü sürer. Çünkü bizde dönüşüm, ne yazık ki binayı değil, sadece müteahhitin kazanç tablosunu ilgilendirir hale geldi.
Deprem Ülkesi Olduğumuzu Unutuyoruz
Deprem, coğrafyamızın kaçınılmaz gerçeği. Fakat ‘kaçınılmaz’ olması, ‘kabul edilebilir’ olduğu anlamına gelmiyor.
Bugün Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi Balıkesir’de de 1999 Marmara depreminden sonra başlayan ‘farkındalık’ kısa sürede ‘alışkanlığa’ dönüştü. Oysa bilinçli toplumlarda her deprem, derslerin yeniden gözden geçirildiği bir uyarı olur. Bizde ise her sarsıntı, birkaç gün süren bir ‘toplumsal titreme’den ibaret kalıyor.
Sındırgı’daki 6,1’lik deprem, şans eseri büyük bir yıkım getirmedi. Ama bir soru bıraktı geride: Ya bir sonraki bu kadar şanslı olmazsa?
Kentsel Dönüşüm: Kağıt Üstünde Güzel, Sahada Karmaşa
Kentsel dönüşüm yasası çıkarıldığında toplumun büyük bir kısmı umutluydu. “Artık güvenli konutlarda yaşayacağız” düşüncesi yaygındı. Fakat uygulamada dönüşüm; planlama, mühendislik ve adalet dengesini kaybetti. Yer yer rantsal dönüşüme, kimi yerde ise sosyal adaletsizliğe evrildi.
Bir mahallede, sırf kazançlı olduğu için eski binalar yıkılıp rezidanslar yükselirken; diğer mahallede yıllardır çatlak duvarların arasında yaşayan insanlar hâlâ ‘riskli alan ilanı’ bekliyor. Kısacası, dönüşümün yönü müteahhidi zenginleştirirken, yurttaşı yalnızlaştırıyor. İşte tam bu noktada ‘kentsel dönüşüm’ kavramı, halkın dilinde ‘kentsel bölüşüm’e dönüşüyor.
Depreme Hazırlık, Betonla Değil Bilinçle Başlar
Bugün afet planları sadece belediyelerin ya da kamu kuruluşlarının dosyalarında var. Oysa gerçek hazırlık; bireyin, mahallenin, kurumların koordinasyonuyla mümkün olur. Deprem çantası hazırlamak, sağlam bina seçmek kadar; doğru zeminde, doğru mühendislikle inşa etmek de bir bilinç meselesidir.
Ne yazık ki çoğumuz hâlâ “nasip” veya “kader” diyerek oturduğumuz binanın kolonlarını tanımıyoruz.
Devletin görevi elbette güvenli şehirler inşa etmek, ama yurttaşın görevi de güvenli binalarda ısrar etmektir.
Bugün bu iki sorumluluk da eksik: Biri kaynak bahanesiyle, diğeri umursamazlıkla.
Sındırgı Uyardı: Şimdi Değilse Ne Zaman?
Sındırgı’daki sarsıntı belki sadece 20 saniye sürdü ama bize yıllardır süren bir ihmali yeniden hatırlattı.
Deprem değil, hazırlıksızlık öldürür; bunu her defasında biliyoruz ama sanki ilk kez duymuşuz gibi davranıyoruz.
Her depremden sonra “ders aldık” demek kolay, ama gerçekten ders almak; yasaları uygulamak, mühendisliği siyasetten, inşaatı ranttan ayırmakla mümkündür.
Kentsel dönüşümün birilerinin değil, herkesin yaşam hakkını koruyan bir anlayışla yeniden tanımlanması gerekiyor. Çünkü bu ülkenin her şehrinde fay hattı var; ama en büyük kırılma, ne yazık ki vicdan hattında yaşanıyor.
Velhasıl, Sındırgı bize bir kez daha gösterdi; yeryüzü hareket ediyor, biz ise yerimizde sayıyoruz.
Gerçek dönüşüm, önce zihinde başlar.
O zihni değiştirmediğimiz sürece, hiçbir bina bizi koruyamaz.