📅 Yayınlanma: 04.01.2026 08:35
Diyelim ki bir sabaha uyandık ve dünyanın herhangi bir köşesinden gelen haber şu oldu: Bir ülkenin devlet başkanı, başka bir ülkenin talimatıyla düzenlenen üç saatlik bir operasyonla yakalanıp binlerce kilometre öteye götürüldü.
Ne Birleşmiş Milletler kararı var, ne uluslararası bir mahkeme süreci, ne de diplomatik bir meşruiyet. Sadece “güç” var. Ve o gücün arkasına sığınılarak yapılan bir oldu bitti…
Bugün Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun ABD’ye götürülmesini konuşuyorsak, aslında konuşmamız gereken tek bir isim ya da tek bir ülke değildir. Asıl mesele, uluslararası hukukun bir gecede buharlaşabilmesidir. Çünkü hukuk, yalnızca zayıflar için geçerliyse; güçlü olan istediğini alıp götürebiliyorsa, o sistemin adı artık düzen değil, kaostur.
Donald Trump’un bu hamlenin ardından Meksika ve Kolombiya liderlerini tehdit etmesi, meselenin münferit olmadığını açıkça gösteriyor. Bu bir “örnek oluşturma” çabasıdır. Yani dünyaya verilen mesaj şudur: “Ben yaparım, olur.”
Peki ya yarın başkaları da aynı cümleyi kurarsa?
O zaman şu soruları sormak zorundayız:
Putin, “Ben de yaptım” diyerek Zelenskiy’i Moskova’ya götürürse kim itiraz edecek?
Çin lideri Xi, “Japonya’yı artık biz yöneteceğiz” deyip askeri bir hamle yaparsa hangi hukuk devreye girecek?
Ya da daha küçük ama daha kırılgan ülkeler, bir sabah liderlerinin kaçırıldığı haberleriyle uyanırsa?
Uluslararası hukuk, bir vitrin süsü değildir. Güçlülerin işine geldiğinde açılan, işine gelmediğinde kapatılan bir dosya hiç değildir. Eğer bugün bu kadar kolay çiğnenirse, yarın hiçbir ülkenin egemenliği garanti altında değildir. Çünkü hukuk delindiğinde açılan kapıdan yalnızca suç değil, felaket girer.
Bu yüzden mesele Maduro meselesi değildir. Mesele Trump da değildir. Mesele, dünyanın “orman kanunlarına” geri dönüp dönmediğidir. Ve eğer gerçekten güçlü olanın haklı sayıldığı bir çağa giriyorsak, o çağda kimsenin güvende olmadığını da kabul etmemiz gerekir.
Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Hukuku yok sayanlar, bir süre alkışlanır; ama sonunda kendi yarattıkları düzensizliğin altında kalırlar. Bugün alkış tutanlar, yarın sıranın kendilerine gelmeyeceğinin garantisini kimden alıyor?
Dünya, kuralsızlığın cesaret sayıldığı bu eşiği geçerse, geri dönüşü olmayan bir yola girer. Ve o yolun sonunda ne demokrasi kalır, ne egemenlik, ne de insanlık adına savunabileceğimiz bir düzen…
Maalesef klasik ingiliz sömürüsü,kapitelist bir mekanizmanın dişlisi ABD .Artık satranç piyanlorla değil direk şahı ortdan hamle yapmadan devirmek oluyor aslında.Biz dr gidelim,yunan başkanını kaçıralım.Niye avrupanın hamiliğini abd yapıyor Birleşmis millelerin içinde ki milletler hiç kıpırdamıyor.Yazdıklarınıza tsmemen katılıyorum.